Aydın Korkunç ve Evladı


Yazar
26 Haziran 2019 Çarşamba
Yazan : Mehmet Fatih Daban
Güncelleme: 16 Kas 19 Cts, 00:43

Mersin sahilinde gerçek bir hayat hikayesi

Aydın Korkunç ve oğlunun gerçek hikayesi

Hacı validemin Ramazan bayramı ziyareti amaçlı Mersin’e geldim. Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü , 6 Haziran 2019, güzel bir yaz günüydü. Lise yıllarımın geçtiği bu şehrin, o meşhur sahillerinde boydan boya yürüyüş yapacaktım. Validemin ikamet ettiği yer, eski şehir merkezi diye de tabir edebileceğimiz, Mersin Tren Garı’nın hemen yanıydı. Oradan 10km batıya, adını da antik uygarlıklardan alan Soli’ye doğru yürüyecektim.

Gezim başlayalı pek olmamıştı ki, hüzünlenmeye başladım. Lise yıllarımın geçtiği bu şehrin mazideki anıları tekrar canlanıyordu. Bu hüzne katlanamayacağımı hissetmeye başlamdığım sırada, kulaklığımla dinlediğim müziğin ritmini arttırdım. Adımlarımı hızlandırdım. Ancak böylece hüznü arkamda bırakabilmiştim.

Gün bitmeden, Soli’ye git-gel 20km’lik sağlıklı yaşam yürüyüşümü tamamlamak istiyordum. Yolu yarılamış iken, 1974 Kıbrıs Barış Harekat için anıtlaştırılan, emekliye ayrılmış bir Jet Bombardıman Uçağı ve Muharip Savaş Gemisini gördüm sahilde. Uçak Amerikanmış, gemi ufakmış… umrumda değildi. Bir Mücahit’in emriyle, gavurun zulmüne, kafirin fitnesine, dünyanın ordularına karşı, Mehmetçik şaha kalkmıştı. Bunu kavrayabilmek bana büyük bir haz verdi.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’na katılan Muharip Gemi ve Bombardıman Jet

Sahil boyunca bütün işletmeler kapatılmıştı. Kafeteryalar, sinemalar, aile çay bahçeleri … Terk edilmişlik hissi verse de, çok şaşırmadım. Çünkü bir benzerini, İstanbul’un Samatya, Zeytinburnu ve Avcılar sahillerinde görmüştüm. Yine kaçak seyyar satıcılar her zamanki gibi yerlerini almışlardı. Mersin’e has bici bici satan (rendelenmiş buz, gül suyu şerbeti, ve nişasta jölesi), haşlanmış darı satan, soğuk su satan …

Yurtdışında yaşadığım yılların bir alışkanlığı olsa gerek, kendimi vatanımda hissettiren iki şey vardı. Demli çayım ve ayçiçek çekirdeğim . Gözüm bu ikisini aradı ama bulamadı. Adımlarım hızlı, tenim terli, güneş ise tepedeydi.

Sahabe Hz. Mikdâd ‘ın adına inşa edilmiş altı minareli, Muğdat Camisinin hemen yakınındaydım. Deniz kenarında hızlı adımlarla ilerlerken burnuma güzel ahenkli konular geldi. Odun ateşi ve çay kokusu. Közde çay, hiçbir zaman reddedemeyeceğim ikiliydi. İki adım geri dönüp satıcının yanına vardım.

Közde çay, kahve

-“Çay var mı” diye sordum?

-“Birazdan demlenir, ben de içeceğim” diye cevap verdi.

Çay iyice demlenene kadar, muhabbet etme fırsatı bulduk. Yanındaki kendinden daha genç adama “oğlum biraz daha odun at” dedi. Oğlu O’nun bir dediğini iki etmiyor, aralarındaki saygı ve sevgi dışarı yansıyordu. Pek az konuşan oğlunun aslında öz oğlu olmadığını söyledi ve hikayesini şöyle anlattı:

-Oğlum(Manevi oğlum) Faslı ‘dır. Ne aramızda kan vardır, ne de ailesini tanırım. Facebook’da tanıştık. Annesi oğluna 6 aylık gebe iken, babası vefat etmiş. Annesine göre, ben çocuğun babasının kopyası gibiymişim.

Oğlum Fas ‘da evliymiş. Hiç çocuğu olmamış.. Çocukları düşük oluyormuş. Eşini kendisini aldatırken yakalamış. Ülkesini terk etme kararı almış. Biz tanıştıktan sonra, buraya gelene kadar da ben O’nun geleceğine inanmıyordum. Oğlum elinde biraz parayla gelmiş. Türk lirasına çevirdim parasını ama sonra ona geri verdim. Çünkü ihtiyacım olmadı. Ben emekli, evlatlarını büyütmüş yalnız yaşayan yaşlı biriyim. Evim var. Yatacak yerimiz var. Beraber yer beraber içeriz. Evde hayvanlarımız da var. Kaplumbağamız, kanaryamız…

Oğluma 1 yıllık sağlık sigortası yaptırdım gelir gelmez. Evrak işlerini takip ettim. Hastalandığında başında sabahladım. Onu hastaneye götürdüm. Onu öz oğlum gibi seviyorum, o da beni öz babası gibi sever. Mesleği aşçıdır. Arapça, Fransızca, İtalyanca bilir. 6 aydır yanımda yaşar. O’na Türkçe öğrettim. Ama o bana Fransızca öğretmedi .

dedi.

Oğlu lafa girdi:

-Sen müslümansın boş ver gavuru.

Aydın baba devam etti:

-Oğlum beş vakit namaz kılar ve dinine çok bağlıdır. Çok saygılıdır, çok hürmet eder. Evde bana yemekler yapar, benimle tezgahı açmaya gelir. Zabıtalardan fırsat buldukça bu sahilden de rızık alırız. Bütün gün beraberiz. Onu evlendirecem Allah’ın izniyle bir Türk kızıyla. Kendi öz çocuklarım bile bizi kıskanır oldu.

Mehmet Fatih Daban 6 Haziran 2019, Mersin

Oğul Fas’dan Türkiye’ye neden geldi?

Türkiye’ye hiç görmediği baba şefkati için mi geldi?

Eşinde bulamadığı, iffet ve sadakati, Anadolu kadınında mı bulmayı ümit etti?

Avrupa’nın sömürdüğü zenginliği ve yıktığı ahlakı mı bulmaya geldi?

Yoksa ümmetin mertliğini ve kardeşliğini mi bulmaya geldi?

Şimdi de ben , Mehmet Fatih Daban, sizin anlattıklarınıza şahitlik ederim. Sizi ve hikayenizi, ümmetin duyması için gerekeni yapmanın yükünü boynumda taşırım. Korunması gereken sizin manevi kıvılcımınızdır.

Ey sen, Aydın Korkunç!

Ümmete aydınlık ve ferahlık veresin. Kur’an da geçtiği gibi “tozu toza katan, ateş saçan, sabaha karşı baskın yapan” lardan, İngiliz’in, Anzak’ın günlüğünde yazdığı gibi, tekbir ile cepheyi yaran, bıyıklı Mehmetçikler” lerden olasın. Gavura ve kafire ise korku salasın.

Ümmete baba gibi şefkatli, merhametli olasın. Gavura ve kafire, sevimli ve arkadaş olmayasın.

Ey ümmetin oğlu !

Ana kucağı gibi huzur bulasın, baba ocağı gibi mertlik bulasın.

Mikdâd gibi müslümanların safına geçesin. Ümmetini iyi tanıyıp, Cihat’a hazır olasın. Müslüman kardeşlikler yapasın.



Whatsapp Facebook Twitter

Yeniden Fetih Gazetesi, Tüm Hakları Saklıdır 2019 Copyright